Konular

Aşağıda listelemiş olduğum bütün konularda profesyonel yardımımı alabilirsiniz.

Bağımlılıklar

İnsanda bağımlılığa yol açan birçok madde vardır: Nikotin, kafein, kokain, eroin, alkol, ilaç, esrar, ecstasy ve LSD. Bu maddeleri bir ya da birkaç defa kullanmak kişiyi bağımlı yapar. Kişi, maddeyi aldığında kendisini iyi hissederken akabinde hayal kırıklığı ve suçluluk duyguları içerisine girer. Böylelikle oluşan kısır döngü zamanla kişinin bütün hayatını kontrolü altına alır.

Kişi, aşağıdaki kriterlerden en azından üç tanesini son 12 ay içerisinde yaşamışsa, söz konusu olan bir bağımlılıktır.

  • Maddeyi almaya yönelik güçlü ve karşı konulamaz bir istek.
  • Maddenin miktarını, ne zaman alınacağını ve ne kadar süre alınacağını kontrol edememek.
  • Madde alınmadığında yoksunluk belirtileri göstermek.
  • Alınan miktarı yükseltmek.
  • Hayatın diğer alanlarına olan ilgiyi kaybederek sadece maddeyle ilgili düşünmek.
  • Sağlığın ve sosyal ilişkilerin zarar görmesine rağmen maddeyi almaya devam etmek.

Beden Algı Bozukluğu

Beden algı bozukluğu, kişinin hastalıklı bir şekilde çirkin olmaktan korkmasıdır. Kişiler, kendilerini asimetrik, çirkin ve itici olarak algılarlar, kendilerinden nefret ederler ve tiksinirler. Kendilerinden nefret etmeleri ve tiksinmeleri diğer insanlar tarafından da reddedilecekleri korkusuna yol açar.

Beden algı bozukluğu yaşayan insanlar, vücutlarında herhangi  bir bölgeye takılarak (burun, kulak, göz, bacak) kendilerinin çirkin oldukları kanaatine varırlar. Söz konusu olan bu ‘defo’, sadece onların algıladıkları ve diğer insanlar tarafından görülmeyen bir durumdur. Tam tersi, bu bozukluğu yaşayan insanlar genelde dış dünya tarafından normalin üstünde güzel ve çekici algılanırlar.

Biriktirme Sendromu

Hiçbir şeyi atamama ve biriktirme durumu obsesif bir davranış bozukluğudur. Messi sendromu olarak da adlandırılan bu bozukluğu yaşayan kişilerin yaşadıkları mekanlar tam anlamıyla bir kaos içindedir.

Kişiler, gazete, dergi, plastik şişe, bozuk aletler, fatura ve kağıt gibi gereksiz nesneleri atamaz ve biriktirirler. Bu bozukluk zamanla o kadar yoğunlaşır ki, kişiler evlerinde oturacak yer bulamazlar. Biriktirmenin yanı sıra zaman içerisinde temizlik sorunu da yaşadıklarından dolayı kendilerini sosyal çevrelerinden izole ederler ve yalnızlaşırlar. Kişiler, söz konusu davranış bozukluğundan dolayı aşırı derecede rahatsızlık duymalarına rağmen içinde bulundukları durumu düzeltemezler.

Cinsel İşlev Bozuklukları

Kişilerin, altı aydan fazla bir süre boyunca arzu ettikleri cinselliği yaşayamama ve bundan dolayı acı çekme durumlarında söz konusu olan cinsel işlev bozukluğudur. Cinsel işlev bozuklukları tamamen fiziksel nedenlerden kaynaklanabildiği gibi, ruhsal nedenlerden de kaynaklanabilir.

Bedensel ve ruhsal kaynaklı cinsel işlev bozukluklarında kişiler aşağıdaki belirtileri gösterirler:

  1. Cinsel isteğin kaybolması.
  2. Cinselliğe karşı ilgisizlik ve tatminsizlik.
  3. Ereksiyon bozuklukları (erkek), tahrik olamamak (kadın).
  4. Cinsel soğukluk (frijidite).
  5. Orgazm bozuklukları.
  6. Vajinal kasılmalar ve ağrılar.

Depresyon

Depresyon, bir duygu durumu bozukluğudur ve birçok semptomu vardır: Derin ve kalıcı bir mutsuzluk, keyifsizlik, neşesizlik, halsizlik, içsel boşluk hissi, hissizlik, çevreyle aşırı ilgisizlik (apati), meraksızlık, özdeğer duygusu eksikliği, yorgunluk ve odaklanma sorunları depresyonun tipik belirtileridir.

Bu bozukluğu yaşayan insanların birçoğu yaşamak istemez ya da intihar etmeyi düşünür. Kalıcı ve yoğun depresyon yaşayan insanların yüzde 10-15’i intihar ederek yaşamını sonlandırır.

Depresyon, modern toplumlarda en sık karşılaşılan bozukluktur. Her yaşta ortaya çıkabilen bu bozukluğun en sık ortaya çıktığı dönemler 30 ile 40 yaşı arasıdır.

Fetişizm

Fetişizm, kişinin bazı nesneler aracılığıyla cinsel tahrik ve tatmin yaşamasıdır. Söz konusu olan fetiş kişi için cinsel partnerin yerine geçer ve kişi fetişi olmadan cinsel tahrik ve tatmin yaşayamaz. Söz konusu olan fetiş, çorap, çizme, ayakkabı, önlük, üniforma ya da iç çamaşırı gibi nesnelerdir. Fetişizm, genelde erkeklerde görülen bir durumdur.

Fetişizm, başlı başına bir rahatsızlık değildir. Ancak durum altı aydan fazla bir süredir devam ediyor, kişi kendisine ya da başkalarına zarar veriyor ve bu durumdan dolayı acı çekiyor ise bir rahatsızlık söz konusudur.

Kış depresyonu

Kış depresyonu teşhisi 1987 itibarıyla psikolojik tanılar kategorisine alınmıştır. İklime bağlı depresyon olarak adlandırılan bu duygu durumu bozukluğu, Sonbahar aylarında başlar ve İlkbahar’la birlikte günlerin uzaması ve aydınlanmasıyla da spontan olarak yok olur.

Akdeniz ülkelerinde daha az rastlanılan bu depresyon biçiminde kişiler enerjisizlik, keyifsizlik, fazla uyku ihtiyacı ve fazla tatlı ve karbonhidrat yeme ihtiyacı gösterirler ve kilo alırlar. Kış depresyonu daha çok kadınlarda görülen bir bozukluktur.

Kleptomani

Kleptomani, kişilerin hastalıklı bir şekilde hırsızlık yaptıkları, obsesif bir davranış bozukluğudur. Kişiler takıntılı bir şekilde hırsızlık yaparlar. Kişiler,çalınan nesnelere ihtiyaç duymaz,  başka insanlara armağan eder, biriktirir ya da atarlar.

Kişiler, hırsızlığı yapmadan önce yoğun bir gerginlik ve huzursuzluk yaşarlarken, eylemi gerçekleştirdikten sonra büyük bir rahatlama ve tatmin yaşarlar. Suçluluk duyguları yaşamalarına rağmen davranışlarını kontrol edemezler. Kleptomani, genelde kişilerin korku, öfke ya da gerginlik gibi olumsuz duygularını bertaraf etmek için başvurdukları bir davranış bozukluğudur.

Korku Bozuklukları

Korku, hayatımızı kurtaran bir duygudur. Arabada emniyet kemerini bağlamamızı, karşıdan karşıya geçerken sağa sola bakmamızı, hastalandığımızda doktora gitmemizi ya da ‘ateşle oynamamamızı’ sağlayan duygu korkudur. Bu anlamda korku her insanın hissettiği ve hissetmesi gereken bir duygudur.

Ancak bu duygu bazı insanlarda o kadar yoğun bir duruma gelir ki, artık söz konusu olan doğal bir duygu değil, korku bozukluğudur. Korku bozuklukları depresyondan sonra en sık karşılaşılan ruhsal rahatsızlıklardır.

Korku bozukluklarının birçok çeşidi vardır:

  1. Spezifik fobiler: Bu bozukluğu yaşayan insanlar, genelde zararlı olmayan belli obje ya da ortamlardan korkarlar. Bazı hayvanlardan korkmak, uçağa binmek korkusu, sınav korkusu, yükseklik korkusu ya da iğne korkusu spezifik fobilerden bazılarıdır. Kişiler yaşadıkları korkunun gerçekçi olmadığını bilirler ancak duygularına ve tepkilerine engel olamazlar.
  2. Sosyal fobiler: Sosyal fobi, yoğun bir utangaçlık olarak da adlandırılabilir. Bu bozukluğu yaşayan insanlar sosyal ortamlarda ön plana çıkmaktan ve eleştirilmekten aşırı korkarlar. Sosyal ortamlara girdiklerinde kızarmak, terlemek, kalp çarpıntısı, göz temasından kaçınmak ve titremek gibi semptomlar yaşarlar. Bu semptomlara yol açan, bir topluluk önünde konuşmak, bir lokantada yemek yemek, bir kuruma gitmek, bir erkek ya da kadınla başbaşa görüşmek gibi ortamlardır.
  3. Genelleştirilmiş korku bozukluğu: Bu sorunu yaşayan insanlar hayatın birçok alanıyla ilgili devamlı korku içerisindedirler. Bu bozukluğun semptomları da kalp çarpıntısı, titreme, huzursuzluk, terleme, ağız kuruluğu, mide bulantısı ve kas gerilmeleridir. Bu semptomların hepsi bir arada ortaya çıkmaz. Kişiler gün içerisinde bu semptomları ayrı ayrı yaşarlar. Genelleştirilmiş korku bozukluğu özellikle kadınlarda görülen bir durumdur ve genelde kronik stresli bir dönemden ya da bir travmadan sonra ortaya çıkar.
  1. Panik bozukluğu: Bu sorunu yaşayan insanlar devamlı tekrar eden korku atakları geçirirler. Bundan dolayı da bu bozukluğa halk arasında ‘panik atak’ adı verilir. Panik bozukluğunda kişiler bir sıra fiziksel ve ruhsal semptom yaşarlar: Nefes daralması, mide bulanması, tedirginlik, bayılma korkusu, kalp çarpıntısı, titreme, terleme, gerçeklikten kopma duygusu, göğüsde sıkışma hissi, ölüm korkusu, kontrolü kaybetme duygusu ya da delirme korkusu. Yaşanan korku atakları genelde birkaç dakika sürse de, bazı durumlarda birkaç saat de sürebilir. Ama atakların büyük bir çoğunluğu 30 dakikayı geçmez. Bir defa atak geçiren kişi devamlı tekrar aynı atağı geçireceği korkusuyla yaşar. Panik bozukluğu yaşayan insanların üçte ikisi aynı zamanda da agorafobi bozukluğunu yaşar. Bu sorunu yaşayan insanlar belli ortamlardan korkar ve o ortamlara uzak durur. Bu ortamların temel özelliği kişinin istediğinde dışarı çıkamaması ve bir doktora yetişememesidir: Kalabalık insan toplulukları, kamusal alanlar, uçak, trafik ya da hastane ve doktora uzak mekanlar.

Obsesyonlar (Takıntılar)

Zararsız takıntılar neredeyse bütün insanlarda vardır ve gündelik hayatın bir parçasıdır. İşlerimizi belirli bir düzende halletmemiz, ‘uğursuz’ olduğunu düşündüğümüz insanlardan, yerlerden ya da nesnelerden uzak durmamız gündelik hayatın takıntılarından bazılarıdır. Bazen de gereksiz ve saçma olduğunu bildiğimiz düşüncelerin takıntılı bir şekilde etkisi altına gireriz ve  bu etkiden güçlükle kurtuluruz. Ama bu takıntılar gündelik hayatımızı, kendimizle olan ilişkimizi, iş hayatımızı ve sosyal ilişkilerimizi olumsuz etkilemez.

Ancak takıntılar, bazı insanlarda bütün hayatlarını kontrol edecek derecede yoğundur. Bu insanlar istememelerine rağmen devamlı bazı düşünceleri düşünür ya da bazı eylemleri gerçekleştirirler. Bu düşünceleri düşünmediklerinde ya da eylemleri gerçekleştirmediklerinde ise yoğun bir korku yaşarlar. Bu tür durumlarda söz konusu olan takıntı bozukluğudur. Takıntı bozukluğu olan insanlar davranışlarının ya da düşüncelerinin saçma olduğunu bilirler ama ellerinden gelen her şeyi yapmalarına rağmen bu durumu bertaraf edemezler. Kişiler, takıntılarından dolayı yoğun acı çekerler ve kontrolsüzlük duyguları yaşarlar.

Somatoform Bozukluk

Somatoform bozukluğu yaşayan insanlar devamlı ve yoğun bir şekilde bedenleriyle ilgilenir ve en küçük değişimleri bile kaydederler. Keşfedilen bu değişimler çok küçük dahi olsa kişileri paniğe sürükleyerek bir doktora başvurmalarına sebebiyet verir.

Somatoform bozukluğun en temel özelliği, yaşanılan bedensel rahatsızlıkların belirsiz olmasıdır. Dolayısıyla yapılan bedensel tetkiklerde herhangi bir bulguya rastlanamaz, zira söz konusu olan bedensel değil, psikolojik bir rahatsızlıktır. Ancak kişiler, rahatsızlıklarının bedensel olduğu konusunda ısrar eder ve devamlı doktor değiştirirler.

Somatoform bozuklukta en sık görülen belirtiler nefes darlığı, karıncalanma,terleme, mide bulantısı, karın ve mide ağrıları, baş ve yüz ağrıları, kalp çarpıntısı, göğüs ağrısı, gaz, sırt ağrısı ve ateş basmasıdır. Kişiler bu belirtilerin birçoğunu aynı anda yaşar.

Somatoform bozukluk teşhisi konulabilmesi için kişinin bu belirtileri en az altı ay boyunca yaşaması gerekmektedir.

Teşhircilik

Teşhircilik, obsesif (takıntılı) bir davranış bozukluğudur. Genelde erkeklerde görülen bu bozuklukta, kişiler cinsel organlarını teşhir ederek psikolojik gerginliklerinden arınmaya çalışırlar. Kişiler, takıntılı bir şekilde cinsel organlarını teşhir ederek karşılarındaki insanı korkutmak isterler. Karşılarındaki korkmadığında ya da güldüğünde, kişiler kendilerini aşağılanmış hisseder ve hayal kırıklığına uğrarlar. Teşhircilik takıntısı kişiden kişiye farklılık gösterir. Bazı insanlar haftada bir bu davranışı sergilerken, bazıları yılda bir sergilerler.

Teşhircilik, psikolojik gerilimleri çözmek adına başvurulan bir davranış bozukluğu olduğu için, kişiler yoğun stres altında olduklarında bu davranışı daha sık gösterirler. Bu tür durumlarda kişiler bazen günde birkaç defa teşhircilik yaparlar. Ancak teşhircilik yapan insanlar neredeyse hiçbir zaman karşılarındakine fiziksel olarak zarar vermezler.

Travma Sonrası Stres Bozukluğu

Travma, insanların başa çıkamadıkları olaylar karşısında gösterdikleri ruhsal ve bedensel tepkilerin toplamını ifade eden bir kavramdır. Bu kavram, aynı zamanda travmaya yol açan olay için de kullanılmaktadır. Yani travmatik bir olay (deprem, terör, tecavüz, soygun, savaş, işkence, ölüm, hastalık) travmatik tepkilere yol açar. Yaşanan olay öylesine yoğundur ki, kişinin var olan başa çıkma stratejileri yetersiz kalır. Kişi, kendisini aşırı derecede çaresiz hisseder ve ölüm korkusu yaşar.

Travmatik bir olaydan sonra kişilerin travmatik tepkiler göstermesi son derece doğaldır. Ancak bu tepkiler 4 hafta boyunca devam ettiğinde söz konusu olan travma sonrası stres bozukluğudur.

Travma sonrası stres bozukluğu yaşayan insanlarda aşağıdaki belirtiler gözlemlenir:

  1. Yaşanılan olayı hatırlamak, yeniden yaşamak ve kabuslar görmek.
  2. Travmayı hatırlatan ortamlara uzak durmak.
  3. Travmatik olayın önemli ayrıntılarını hatırlamamak.
  4. Aşırı hassasiyet ve gerginlik.
  5. Uyku bozuklukları.
  6. Öfke nöbetleri.
  7. Konsantrasyon sorunları.
  8. Hayata karşı ilgisizlik.
  9. Depresyon

Tükenmişlik Sendromu

Tükenmişlik sendromu, psikolojik literatürde nörastenie ya da chronic fatique syndrom (CFS) olarak da adlandırılır.

Bu sorunu yaşayan insanlar gündelik hayatın en basit zihinsel ve bedensel beklentileri karşısında bile tükenmişlik duyguları hissederler. Kişilerin yaşadıkları stresten arınmaları ve dinlenmeleri de diğer insanlara kıyasla çok daha uzun sürer. İnsanların hayatlarının belirli dönemlerinde bu tepkileri vermeleri gayet doğaldır. Ancak bu belirtilerin üç ay ya da daha uzun sürmesi durumunda söz konusu olan tükenmişlik sendromudur ve kişiler aşağıdaki belirtileri gösterirler:

  1. Akut ya da kronik kas ya da eklem ağrıları.
  2. Uyuşukluk.
  3. Gerilime dayalı baş ağrıları.
  4. Hafıza ve odaklanma sorunları.
  5. Uyku bozuklukları.
  6. Gevşeyememek ve rahatlayamamak.

Tükenmişlik sendromu yaşayan kişilerin enerjileri o kadar düşüktür ki artık gündelik, meslek ve özel hayatın beklentilerini karşılayamazlar.

Uyku Bozuklukları

Kısa süreli uyku bozuklukları neredeyse bütün insanlarda zaman zaman gözlemlenen ve herhangi bir zararı olmayan durumlardır. Ancak üç-dört haftadan fazla sürmesi durumunda söz konusu olan, bedensel ya da ruhsal temelli bir uyku bozukluğudur

Uyku bozukluğu yaşayan insanlar ya uykuya dalma ya da uykuyu devam ettirememe sorunu yaşarlar. Ayrıca yaşadıkları ‘uyuyamama korkusu’ da var olan uyku bozukluğunu daha da yoğunlaştırır. Rahatsızlığın uzun sürdüğü durumlarda kişiler özel ve meslek hayatlarında odaklanma ve performans sorunları ve bağışıklığın düşmesi sonucunda da birçok fiziksel rahatsızlık yaşarlar.

Yaşlılık Depresyonu

Depresyonu yaşayan kişi 65 yaşın üzerindeyse söz konusu olan yaşlılık depresyonudur. Genç insanlarla karşılaştırıldığında yaşlılık depresyonunda görülen belirtiler daha çok fizikseldir: Baş ve sırt ağrıları, baş dönmesi, mide-bağırsak ağrıları bu belirtilerden bazılarıdır. Belirtilerin fiziksel olması kişilerin duygusal bir bozukluk yaşadığını görmelerini engeller. Dolayısıyla kişiler, psikoterapiste gitmektense doktora gitmeyi tercih ederler.

Yaşlılık depresyonu, yaşlılıkta demanstan sonra en sık rastlanan rahatsızlıktır. Toplumun genelinde depresyon oranı % 5 iken, yaşlılık depresyonunun oranı % 20’dir. Yaşlılar yurdunda ya da bakım evlerinde yaşayan insanlarda ise bu oran % 30-40 arasında seyretmektedir.

Yeme Bozuklukları

Yeme bozuklukları kişiye ruhsal ve bedensel olarak ciddi zararlar veren davranış bozukluklarıdır. Toplamda beş çeşit yeme bozukluğu vardır: Anoreksiya, bulimiya, orthoreksiya binge-eating bozukluğu(yeme bağımlılığı) ve gizli yeme bağımlılığı. Yeme bozukluğu yaşayan kişiler bir bozukluktan ötekine kayabilirler.

Yeme bozuklukları, belirtileri açısından farklı olsalar da hepsinin ortak bir noktası vardır. Bu da kişilerin hayatlarının büyük bir bölümünü yemekle ilgili düşüncelerle geçirmeleridir. Yemekle ilgili düşünceler kişilerin gündelik hayatlarını, duygularını, sosyal ve iş ilişkilerini belirler. Kişiler bütün gün yemek ya da yememek üzerine düşünürler.

Anoreksiya: Genellikle kız çocuklarında ergenlik öncesi ve ergenlikte ortaya çıkan bir yeme bozukluğudur. Bu bozukluğun en temel özelliği kişinin bütün enerjisini kilo kontrolüne yoğunlaştırması ve aşırı derecede zayıflamasıdır. Kişi, hiç denecek kadar az yemek yiyerek, aşırı spor yaparak ve sindirimi güçlendirici ilaçlar alarak zayıflamaya ve kilolarını kontrol etmeye çalışır. Bu davranış bozukluğu beraberinde bir de algı bozukluğu getirir. Kişi, ne kadar zayıflarlarsa zayıflasın, kendini şişman algılar. Bu durumda çevrenin ikazları da bir işe yaramaz. Kişi, zamanla kendi dünyasında kaybolur ve neredeyse bu konudan başka bir şey düşünemez ve yapamaz hale gelir. Bozukluğun kronikleştiği durumlarda kişiler, zamanla kendisini sosyal çevresinden çekerek yalnızlaşırlar. Bu psikolojik semptomlar dışında kişide bir yığın bedensel sorun da gözlemlenir: kan dolaşımının düşmesinden dolayı soğuğa karşı özellikle parmaklarda aşırı hassasiyet,  seslere ve ışığa karşı aşırı hassasiyet, aşırı zayıflık, mide-bağırsak ağrıları, regl olamamak, tırnak kırılması, saç dökülmesi, kemik erimesi, kalp ağrıları, kan şekeri düşmesi ve diş çürümesi.

Bulimiya: Anoreksik kişiler yemeği topyekûn reddederken, bulimikler çok kısa sürede büyük miktarda ve kalori değeri çok yüksek gıdalar tüketir. Akabinde ortaya çıkan suçluluk duygusu ile baş edebilmek ve kilo almamak için yediklerini kusarlar. Bedenleriyle ve yemekle ilgili düşünceler, bulimik insanları neredeyse bütün gün meşgul eder. Çevreleri bu kişilerin ciddi bir yeme bozukluğu içinde olduğunu uzun süre fark edemez. Zira bulimik insanlar yeme ve kusma ataklarını yalnızken yaşarlar. Anoreksik insanlarla karşılaştırıldığında bulimikler aşırı zayıf değildir. Dolayısıyla dış görünüşlerinden bir yeme bozukluğu yaşadıkları tahmin edilemez. Bulimiyada da kişi, kendi dünyasında kaybolur ve neredeyse yemekten başka bir şey düşünemez hale gelir. Tükürük bezlerinin şişmesi, diş çürümesi, yemek borusunda zedelenmeler, yutkunma sorunu, kalsiyum ve magnezyum eksikliğinden kaynaklı böbrek ve kalp rahatsızlıkları ve regl olamamak gözlemlenen bedensel semptomlardır.

Orthoreksiya: Orthoreksiya, kişilerin gıda seçiminde aşırı dikkatli davrandıkları bir yeme bozukluğudur. Aynen anoreksiya ve bulimiyada olduğu gibi bu sorunu yaşayan kişiler de devamlı yemekle ilgili düşünürler. Ama anoreksiya ve bulimiyada söz konusu olan yemeğin niceliğiyken orthoreksiyada önemli olan yemeğin niteliğidir. Orthoreksiya, genelde kişilerin kilo verme endişesiyle başladıkları diyetlerin sonrasında ortaya çıkar. Ve bu bozukluğu olan kişiler, takıntılı bir şekilde ‘sağlıklı’ yemek yer ve ‘sağlıksız’ yiyeceklere asla dokunmaz. Zamanlarının çoğunu ‘sağlıklı’ beslenmeye adar, besinlerin gıda değerleri ve vücuda olan etkileri hakkında devamlı bilgi edinirler. Zamanla yemek yeme onlar için bir zevk olmaktan çıkıp işkenceye dönüşür. Ayrıca yine zaman içerisinde yemek seçme kriterlerini daha sıkı tutarlar. ‘Sağlık’ kriterlerine ideolojik kriterler de eklenir. İnsan hakları ihlalleri yapılan bir ülkeden ithal edilmiş bir gıda maddesini ‘organik’ de olsa yemezler. Sorunun kronikleştiği durumlarda bu ‘foodamentalizm’, kişilerin hayatını yoğun bir şekilde etkiler. Mesela kişilerin kendilerini ‘sağlıksız’ beslenen insanlardan üstün görmeleri ve onları sürekli ‘doğru yola’ ikna etmeye çalışmaları insan ilişkilerini olumsuz etkiler. Kriterlerine uygun olmadığı için sosyal ortamlarda da yemek yememeye özen gösteren bu kişiler uzun vadede yalnızlaşır. Anoreksiya gibi orthoreksiya da ölümcül bir rahatsızlıktır.

Binge eating bozukluğu: Bu sorunu yaşayanlar, tam olarak yeme bağımlısıdır. Yemeye başladıktan sonra durmak bilmezler ve kısa bir sürede yüksek miktarda gıda tüketirler. Bunu son derece hızlı ve tadına varmadan yaparlar. Kontrolü kaybetme duygusu onlarda ayrıca korku, stres, utanç ve çaresizlik duygularını tetikler. Uzun vadede kişiler sosyal ortamlardan uzak durarak yalnızken yemek yemeyi tercih ederler. Bu kişilerin yeme davranışları bulimiklere benzer. Ama yeme bağımlılığı olanlar yediklerini kusmadıkları için fazla kiloludurlar.  Ama bu, bütün şişman insanların yeme bağımlısı olduğu anlamına gelmez. Şişman olup zevkle yemek yiyen, fazla yediği için kontrol kaybı duygusu yaşamayan ve başkalarıyla birlikte yemeyi tercih eden insanlar yeme bağımlılığı kategorisinde değerlendirilmez. ‘Binge eating’ bozukluğu olanların hepsi onlarca diyet deneyimine sahiptir. Zaman zaman bu diyetlerle kilo verip sonradan daha fazlasını almış olmak, bu grupta en çok rastlanan durumlardan biridir. Kontrol kaybı duygusu, korku, utanç, çaresizlik, kendi dünyası içinde kaybolma, yemekten başka bir şey düşünememe gibi psikolojik durumlar dışında bu kişilerde bedensel olarak tansiyon hastalıkları, diyabet, eklem ve omurga sorunları, karaciğer rahatsızlıkları, nefes bozuklukları ve kalp rahatsızlıkları gözlemlenir.

Gizli yeme bağımlılığı: Devamlı diyet yapmak, yeni yeni diyetler bulmak, kalori saymak ve cerrahi müdahaleler, gizli yeme bozukluğu yaşayanların hayatını belirleyen şeylerin başında gelir. Kişi, her an açlık duygusunu kontrol edebilmek için çaba harcar. Fakat bu çabanın sonucu olarak sürekli ‘yeme atakları’ geçirir ve her seferine yeni bir diyetten medet umar. Çevrenizdeki insanları gözlemlediğinizde birçoğunda bu bozukluğu görebilirsiniz. Anoreksik olanlar aşırı derecede zayıf, bulimik olanlar zayıf, yeme bağımlılığı olanlarsa şişmandır. Gizli yeme bağımlılığı olanlar ise ne fazla zayıf, ne aşırı şişmandır. Onlar güzellik diktatörlüğünün belirlediği değerlerin biraz üstünde olan kişilerdir.

© Copyright 2020 - Zaza Yurtsever